31 Ocak 2011 Pazartesi

ezkiz ortası

...düşündükten ve damarlarında dolaşan her acıyı teker teker hissettikten sonra dedi ki: "insanlar aşık olmaktansa aşk hakkında konuşurlar. aşık olmak başka bir şey."

- sen ne bilirsin be!

hakan ne bilirdi ki gerçekten? lâf aramızda, hakan hiçbir şey bilmezdi. hayatını anlatmak için uzun uzun cümleler kurmak yerine "nermin" demek yeterliydi. hakan sadece nermin'i bilirdi. on sene beraber yaşadığı nermin'i. on sene boyunca yanından hiç ayırmadığı nermin'i. dokunamasa yahut bir dakikalığına gözünden kaçırsa öleceğini sandığı nermin'i. onu sadece bir ayda terkettiğini, ancak on sene sonra anladığı nermin'i. on sene boyunca alâkalı alâkasız bütün kadınlara nermin dedikten sonra, bir sabah telefondan "nasılsın?" diyen nermin'i. "nasılsın?" deyip de on seneyi bu dünyadan apayrı dünyalarda geçirdiğini hatırlatan nermin'i. yaşamadığını hatırlatan nermin'i. on sene sonra bir sabah arayıp da; beyaz duvarların, beyaz gömleklerin, bağırıp havayla konuşan insanların, çıkışı korumalarla korunan bahçenin anlamlarını tek bir kelimeyle kafasına çakan nermin'i. telefonunu kapamadan önce on senelik hayâlini de yanına alıp hakan'ı yapayalnız bırakan nermin'i. hakan, nermin'den başka hiçbir şey bilmezdi ki; aşkı nasıl bilsin?

düşündükten ve artık varolmayan damarlarını düşledikten sonra dedi ki: "benimki de boş laf işte. mazur gör."
...
18 Ocak 2011 Salı

"Haritada Bir Nokta" dirilirken...

Sait Faik, bundan seneler seneler önce "yazı" ve "yazar" üstüne bir hikâye yazdı. Ya da bırakın; bir hikâye yazmadı da boğazlarımıza yumru tohumları serperek göçtü gitti. Bir dülger balığı olarak o denizlerde terör estiren canavar yüzünü hiç ortaya sermeden, kimselere göstermeden bize devretti. Şimdi Sait Faik'in ve diğerlerinin bize miras bıraktıklarını taşıyıp taşıyamayacağımızı görmek için yaşıyoruz. Bir nevî.

Artık saman kâğıtlar yok meselâ. Samanı geçelim, birinci-ikinci-üçüncü hamur kağıtlar bile yok. Şimdi 1ler ve 0lar dünyasından çığırıp şekle şemâle bürünen internet bir şeyleri var meselâ. Edebiyatın üstüne hiç bitmeyecek bir karanlık gibi çöken eliflerin belerin telerin ve akrabalarının artıkları var. Peki hamallık etmekten gurur duyduğumuz mirası nereye koyacağız artık? O mirasa nasıl lâyık olacağız? Bunun cevabını hiç bilemeyecek olmanın verdiği rahatlıkla bir şeyler yapıyoruz. Yaptıklarımıza anlamlar yüklüyoruz. Sonra o anlamları savunuyoruz. "En azından bir yerden başlıyoruz."

Şimdi modern zamanların dilinden konuşursak bir "proje" var. Yazıya çalışanların ve mirasın üstüne katanların "proje"si bu. Zamanla ortak bir payda sağlayarak, lâkin zamanın allı pullu yüzüne bakmadan gelişen bir proje. Bu proje ne olsun? Meselâ bu proje, bir internet dergisi olsun. İsmi de "Haritada Bir Nokta" olsun. Edebiyat nâmına durmadan genişleyen çöplüğü de, kıyıda köşede parıldayan zümrütleri-yakutları da görenlerin ve nereden baş vereceğini bilemeyenlerin ortaklığı olsun. Meselâ bu yazı da, bu projenin rötuşlarının yapıldığını muştulasın. Desin ki bu yazı: "Bize hikâye gönderin; şiir, deneme gönderin; canınız sıkılsın, eleştiri gönderin; edebiyatla ilişkinizin boyutuna göre istediğiniz her şeyi gönderin. Gönderin ki, beraber iyi olalım; iyileşelim."

Merak edenler, ilgilenenler irtibata geçsin.

HARİTADA BİR NOKTA, Yazıya Çalışanların Dergisi, yakında...
11 Ocak 2011 Salı

zişorfen

- Karadır bu bahtım kara.

Şimdi o işleri geçecen. O işleri geçecen, sonra kışa avuca gelecen. Olmazsa bizim eve gelecen. Manzaralıdır. Dediysek mezar yani, çatı falan.

- Sözüm kâr etmiyor yâre.

Ve zaten ben sana Sigmund Freud'dan bir anekdotla geleyim. Ve demiş ki Sigmund: "Ben fıroydiyen bir insanım!"
Ve lâkin biz fırıldak değiliz, oy istiyoz. Canını istemiyoz ya, oy istiyoz.

- Yüreğimi yaktılar ah, eyvah!

Bizde "Eyvah!" dileyene dil kalkmaz ağabey. Dilden öte yürek de kalkmaz. İçimiz kalkar belki. Ama o da eğitimlidir. Açlıkla belki.

- Kendim ettim kendim buldum, gül gibi sararıp soldum, eyvah!

Gonca gibi açanın da, sararıp solanın da başına aynı şeyler geliyor. Yeni doğmuş bebeğin ağzına veren de sabah güneşe uyanıyor, kanserli bebelere şifa saçan da. Neye ağlıyon sen allasen? Başkasının ettiğiyle belâsını bulan mı var? Az rahat dur, gözünü seveyim. Anana babana çok selâm söyle, ellerinden öperim. Sen de takma kafana be olm, he mi? Allah'a emanet ol hadi!
5 Ocak 2011 Çarşamba

Merhaba

Ben Fukara. Bir ayda yoluna koyduğum bir hayatım, biraz da kitabım var. Bazıları için çok önemli bir insanım. Ama bazıları için. Hâlâ sizinle ilgili çözemediğim problemlerim var. Sevindirmek istediğimde sevindirebildiğim, kızdırmak istediğimde köpürtebildiğim sizin; bunları neden okuduğunuzu hiç bilmiyorum. Neden bu işleri yaptığınızı, gezindiğinizi, bakındığınızı falan bilmiyorum. Ama görüşeceğiz.